Cumartesi, Ocak 25

Masalsız

Bir şiir yazmış.
Bir de masal anlatmış.
Ruhundaki sırlarını mısralarına verdiğinden, şiiri üzerine konuşmak istemiyor gibiydi.

"Masalını anlatır mısın?" diye sordum.
Israrsız bir soruydu, inanın.
Hemen başladı anlatmaya:

Evvel zaman içinde...
Develer acımasızdı. An kolluyorlardı, pireleri ezmek için. Ezdikleri her bir pire, göğüslerini kabartıyordu adeta.
Nehirler durmuş, heybetli dağları donmuştu.
Ağaçların kökleri kayaları sarıp sarmalamıştı.
Sahipsiz de değildi, o yer. 
Bir gün  efendinin karşısına, başka diyarların en iyi şairini çıkardılar.
"Hoş geldin" dedi heybetli adam şaire. 
Şair huzuruna neden çıkarıldığını bilmediğinden huzursuz; bakıyordu.
Şiir söyle diye buyurdu efendi.
Şair ısrar beklemeden yazmaya başladı.
Yazdı da yazdı...
Başı önde uzattı kağıt parçasını adamcağıza.
Ezberindeydi tüm şiirleri şairin.
Anlık bir şiir daha yazabilirdi kesin. İsteseydi.
İstemedi.
Uzattığı ilk şiiriydi şairin.
Belki de en değerlisi.
Siz okuyun dedi, usulca.
Bekledi...
Tutuklu diyarın sahibi adam, içinden okumaya başlamıştı.
Şiir boyunca,
Nehirler akmaya, dağların donu çözülmeye...
Ağaçların ipsiz kökleri bile kayalardan ayrılmıştı.
Mucizeydi bu.
Mucize olmalıydı.

Sonra:
Gökten üç elma düştü...
Biri O'na
Biri bana
Biri de sana

Masalı bitmiş, sırları yerlere serilmişti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder