O sokağa girmek üzereydim. "Pazar yazıları" dedim sessizce.
Pazar üzerine ya da pazar günleri yazılmış, bildiğim tüm yazıları düşündüm sonra. Okuyunca değişik duygular uyandıran cümleler. Bazı bazı vurgulu olan kelimeler. Hepsini anımsadım teker teker.
Güneşli bir öğlen vaktiydi.
Eve gidiyordum.
Yokuş aşağı hızla sürüklenirken, kendi kendime konuşmam sevimsiz manavı rahatsız etmişti sanırım. " Nereyi arıyorsun?" dedi azarlarcasına.
Ona gülümsedim. İçimden taşan hırçın arzuyu yüzümde bir tebessüme çevirmiştim. Sana ne be adam desem, tam yeriydi. Ama sakin bir tavır, kısık bir ses tonuyla "Bugün güzel güneşli bir pazar değil mi?" dedim.
Adam azcık kafası kırık olduğuma karar verdi. Kendinden emin baktı yüzüme. " Güzel tabi çok güzel! " dedi yine azarlayarak. Arkasını döndü artık. Dükkana girerken de kendi kendine mırıldandı, "Akıllı adam bana çatmaz hiç." diye.
Yoluma takılan bu yabancı aklımı bir kaç dakika dağıtmıştı. Ama hemen toparladım kendimi. Binalara çekildi dikkatim. İçinde miskinlik yapan insanları düşündüm. Belki yalnız bir kadın kalkıp yerinden kendine kahve hazırlayacaktı. Bugün hiç evden çıkmayacaktı. Yalnızlığının tatlısını ve acısını tadacaktı kanepesinde. Tam kadının saçını yüzünü hayal ediyorum ki, ayağıma dolanmış bir tüy yumağı fark ettim. Dişi bir kedi! Erkeği bunun gibi çok renkli olmazmış. Kafasını aynı yöne doğru çevirip duruyordu. İşaret ettiği kapıda ne vardı sanki. Beni meraklandırıp yolumu değiştirecekti. Niyetini anladım hemen. "Çekil yolumdan şaşı kedi." dedim. Yüzüme öyle bir bakıyordu ki. Bu acındırmaya dayanamadım. Terslediğim için üzüldüm üstelik. "Tutma beni yolumdan lütfen kedicik" " Ne var sanki o kapının arkasında?" "Of ama ısrar etme." dedim ama... Çok karalıydı. Burnunun ucundan ucundan öyle bir bakıyordu ki. Daha fazla karşı koyamadım.
Bir ayağımda renkli tüyleri uçuşan şaşı kedi, diğer ayağımda manavdan kalma bir ağırlık. Yavaş yavaş ilerledim kapıya doğru.
Çift katlı bir apartmana ait kırmızı boyalı demir bir kapıydı. Boyası parlıyordu ışıl ışıl. Çok hafif aralıktı, itsem açılıverecekmiş gibiydi. Yaklaştıkça içimde bir korku büyüdü. Bu deli kediye uyup niye gelmiştim ki buraya. Geri de dönebilirdim zaten. Akıllı adam beni hiç bulmazdı ya zaten!
Düşünceler savruluyordu aklımda. < İşaretlere hep inanırım ben. Çoğu kez yanıltırlar beni ama inanmaktan vazgeçemem. > Bu da düpedüz bir işaretti. Belki yavrusu sıkışmıştı bi köşeciğe, onu kurtarmamı istiyordu. Belki de maması suyu bitmişti boş kaplarını gösterecekti. Bir şeyler anlatmak istiyordu bana. Anlamıştım. Yinede içimden canlanan korkunun büyümesine engel olamıyordum.
Tam kapının önündeydim.
Bir adım daha ilerledim. Derken kapı kapandı yüzüme. Kedicik ve ben kalakaldık. Önümüz kapı duvar olmuştu.
Şimdi zili çalsam, ne diyecektim ki.
Vazgeçtim.
Haydi bakalım. "Hoşçakal" dedim yüksek sesle.
Devam ettim yoluma.
Pazar gününde yazıldığını bildiğim cümleleri düşündüm yeniden. Pazarları seven insanları düşündüm.
Pazarlara sıkıştırılan hayalleri, gülümsemeleri, kahveleri, çimleri, bisikletleri... düşündüm yeniden.
Sokağı geçtim gittim güneşle.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder