Yeni çizmesini denemesi için harika bir fırsat olacaktı bu yürüyüş. Şu kuduruk yağmurda su almazlarsa kazıklanmamış olduğunu anlayacaktı. Ya su alırsa ne olacaktı? Sağlık olsun derdi kesin.
Kalın çoraplarını çekti bacaklarına. Minicik bir elbise giydi. Saçlarını açarsa savrulurlardı rüzgarda. Ama o başına şık bir şapka geçirmeyi tercih etti. Güzel görünüyordu.
Hırçın yağmuru sakinleştirerek yürüyordu adeta.
Arkasındaki yaşlı kadınla kendisine yol veren şoföre bakıyordu. Ya önde değil de arkada olsaydı. Adam yaşlı kadını görseydi ilkin, yinede duracak mıydı böyle usulca? Bilemezdi. Kimse bilemezdi. Şoför bile bilemezdi. Bir başkasına yardım etme isteği çok değişkene bağlı bir bilinmeyen denklemdi.
"Ne güzel bir soğuk böyle!" dedi siparişini verdiği delikanlıya. Güzel kahvehanenin köşesindeki masadaydı. Böyle diğerlerini uzaktan izlemek çok iyi geliyordu. Mekandaki hafif müzik de yalnızlığına eşlik ediyordu.
Nefis bir kahve hazırlamışlardı...
Aklında hep aynı rüyalar, aynı diyaloglar, aynı şarkılar vardı. Ya neydi onu herkesten uzağa iten şey?
Çorapları ıslanmıştı biraz, hissediyordu.
Birden bir televizyon haberi geldi aklına:
"Karadeniz sahilinde şiddetli yağmur ve fırtına vardı. Dev dalgalar kıyıdaki ağaçları kökünden söküp alıyorlardı. Çevre halkı kışlık odun ihtiyacını karşılamak için kıyıya vurmuş parçalarını topluyorlardı. Çamura bulanmış haldeydiler. Sinek gibi üşüşmüşler dalgalara kapılma pahasına dağılmış dalları, gövdeleri artık ne kaldıysa taşıyorlardı. "
Şimdi bacaklarından duyduğu bu ürperti neden aklına bunu getirmişti?
"Kadınlar aşık olurken üşürler." diye fısıldadı kendi kendine.
Kökünden sökülmüş bir ağaca benzetti kendini. Onu hiddetiyle toprağından alan dalga, aşık olduğu adamdı tıpkı. Sürüklenmesi, bırakılışı ve karaya vuruşu...
"Adamlar hep böyle; umarsız, savurgan, parçalayıcı..." dedi yine fısıldayarak.
Bu köksüz halinden faydalanmaya çalışanlar oluyordu.
Bedeni için başına üşüşen adamlar, aynı kalan ıslak çürümeye yüz tutmuş parçaları toplayan insanlar gibi değiller miydi?
"Küçük gayeleri için pislik içinde koşuşuyorlar." dedi biraz daha yükselterek sesini. Kimse duymadı ama...
Bu haberdeki dramın onun trajedisine benzemesi ne tuhaftı.
Bu hastalıklı hayallerden sıyrılması bir "tak!" sesiyle oldu.
Garson kız ne düşürdüyse öyle inlemişti her yer.
İyi de olmuştu ya... Kahvesi de bitmişti.
Epey zaman geçmişti. Çorapları da kurumuştu...
Evine dönmeye karar verdi.
Yağmur da mis kokusunu bırakıp dinmişti...
Dönerken serin sokaklardan geçmek iyi de gelecekti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder