Pazar, Temmuz 29

20 sn



Gladyatör sandaletlerim, ray-ban güneş gözlüklerim, mini tulumum üzerimde kendimi pek iyi hissettiğim bir sabahtı.
Pazar pazar telaş içinde, Avrupa Yaka'sına geçmeye çalışan kalabalığın arasındaydım.
Metrobüs durağına gidilen merdivenleri bilirsiniz. O merdivenlerin basamağına oturmuş bir çocuk fark ettim.
'Boyacı Çucuk!' 

Biri fena dövmüş belli:
Boya kutusu paramparça kırılmış, minik boyaları/ parlatıcıları da etrafa savrulmuş... Fırçası bir basamakta, kırık tahta parçaları başka basamaklarda... Çocuk ve malzemeleri darmadağın edilmiş.

Yanından geçtik gittik. Ben ve diğerleri. 
Hepimiz baktık etraflıca; çocuğun ağlamayan tutuk gözlerine...
Güneşin altında bilmem kaç dakika oturdu öyle?

Ben bi yirmi saniye içinden geçtim çocuğun kaderinden. 
İyi bir koyun olduğumu ispatlarcasına, arkama bile bakmadan hızlandım...

Tanımadığımız ya da umursamadığımız insanların maruz kaldığı haksızlıkları ne kadar önemsemeliyiz?
Bu kendimizi sever, kendimizi bilmez hallerimiz postmodernizme temel olmuşken: Toplumsal huzurumuzu nasıl sağlarız?

"Sağlayamayız."


2 yorum:

  1. İnanma o çocuklara, çünkü gerçek değil; "Tanımadığımız ya da umursamadığımız insanların maruz kaldığı haksızlıkları..."

    ...bazen, tıpkı bu defa gibi.

    YanıtlaSil