"My blueberry nights" "Benim aşk pastam"
Bir
filmi defalarca izlemekten zevk alan biri değilimdir.
Ama bu filmi birçok kez
izledim ve bir o kadar daha izleyebilirim.
İlk kez
Sinema Anadolu'da 2008 yılı kışında izlemiştim.
Bilen
bilir... Eskişehir Yunusemre Kampüsü'nde, yağmurlu, karlı buz gibi gecelerde, o
sımsıcak filmleri izlemek gibisi yoktur! Konusu 'Sinema Anadolu' olan bir kitap
bile yazılabilir sanırım.
İkinci
izleyişim bir yaz gecesiydi.
Biri
mazlum, biri suçlu, biri hasret çeken üç arkadaştık.
Keyifliydi; yirmi
metrekarelik odamda, ütü masasının üzerine projeksiyon kurup "duvar
perdesinden" bu filmi izlemek.
Üçüncüsü
bir bahar günüydü.
Kan
çanağına dönmüş gözlerimle etrafımı seyrettiğim bir sabahın körüydü. Halbuki
uykum pek kıymetlidir benim.
Öfkeli
olduğum bir gecenin sabahı izliyordum bu defa; sakinleştirici niyetine...
Kendini bulmak için, kendinden kaçan esas kızlar.
Kaybetmekten
korktuğu için, can acıtan esas oğlanlar.
Aşkın, sevginin içinde "güvenin" kurduğu saltanat!
Cesaretin
gerçekler karşısındaki yenilgisi.
Riskin
şansla yaptığı mükemmel dans.
Haksızlığa
uğrayanların yollarla Hak'a varışı...
Ve
hayal kırıklıklarının sivri uçları!
Nora
Jones'un köfte dudakları.
Jude
Law'ın o kahrolası ingiliz aksanı.
Şimdi
bu film nerden geldi aklıma?
İçinde yolculuk olan
filmler, hep en sevdiklerim olmuş!
Dün
uzun bir yoldan geldim.
Yol
sonunda kendi hakkıma düşeni düşündüm. Düşündüm de, vardım.
Vardım
da anladım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder